İstanbul'un işgali ve son telgraf

 1. İstanbul'un işgali ve son telgraf

Nutuk'ta beni en çok etkileyen olaylardan biri, İstanbul'un 16 Mart 1920'de resmen işgal edildiği gün yaşananlardır.

O sabah İngilizler Şehzadebaşı'ndaki Muzıka Karakolu'nu bastılar. Karşı koyan Türk askerleriyle çatışma çıktı; askerlerimizden şehit ve yaralılar oldu. Ardından İngiliz birlikleri İstanbul'daki önemli devlet kurumlarını birer birer işgal etmeye başladı. Harbiye Nezareti, Bahriye Nezareti, telgraf merkezleri...


İşgal kuvvetlerinin amacı yalnızca İstanbul'u askerî olarak kontrol altına almak değildi. Haberleşmeyi de kesmek istiyorlardı. Çünkü İstanbul ile Anadolu arasındaki telgraf bağlantısı kesilirse Ankara, İstanbul'da olup bitenlerden haberdar olamayacaktı.

Tam bu sırada İstanbul Merkez Telgrafhanesi'nde görev yapan Manastırlı Hamdi Efendi ortaya çıkıyor.

Saat 10.00 sıralarında Ankara'ya bir telgraf çekiyor:

“Bu sabah, Şehzadebaşı'ndaki Muzıka Karakolu'nu İngilizler basıp oradaki askerlerle çarpışarak, sonunda şimdi İstanbul'u işgal altına alıyorlar.” 

Mustafa Kemal Paşa, Ankara Telgrafhanesine giderek bizzat bu telgrafı okuyor.

Hamdi Efendi susmuyor.

İstanbul'un farklı yerlerinden gelen bilgileri, canı pahasına Ankara'ya aktarmaya devam ediyor.

Harbiye'nin işgal edildiğini bildiriyor. Beyoğlu Telgrafhanesi'nin önünde İngiliz askerlerinin bulunduğunu haber veriyor. Harbiye Telgrafhanesi'nden memur Ali de makine başına geçerek yaşananları aktarıyor:

İngilizler içeri giriyor...

Askerler dolaşıyor...

Ve artık telgraf hattının da kesilmek üzere olduğu anlaşılıyor.

Hamdi Efendi'nin Ankara ile İstanbul arasındaki o son bağlantıyı mümkün olduğu kadar uzun süre açık tutmaya çalışması, işgalin bütün ağırlığını hissettiriyor.

Bir tarafta İstanbul'u işgal eden İngiliz askerleri...

Diğer tarafta, Ankara'ya olup bitenleri ulaştırmaya çalışan birkaç telgraf memuru.

Ve Ankara'da, İstanbul'dan gelecek her haberi bekleyen Mustafa Kemal Paşa...

Son telgraf gelir;

“Kapıları kırdılar... Direniyoruz... Hakkınızı helal edin.”

Sonunda bağlantı kesiliyor.

O anda yalnızca bir tel kopmuyor.

İstanbul ile Anadolu arasındaki haberleşme de kesiliyor.

Atatürk, yıllar sonra Nutuk'ta Manastırlı Hamdi Efendi'yi özellikle anar ve onun sayesinde İstanbul'un işgalinden zamanında haberdar olduklarını söyler.

Beni bu olayda en çok etkileyen şey, savaş meydanında elinde silahıyla duran bir asker değil; işgal kuvvetleri kapıya dayanmışken telgraf makinesinin başından ayrılmayan bir memurun, yaptığı işin ne kadar hayati olduğunu bilerek görevine devam etmesidir.

Belki de o gün İstanbul'da yapılan en büyük direnişlerden biri, bir telgraf makinesinin başında yaşandı.

Bir insan, elindeki tek imkân olan telgraf hattını sonuna kadar kullanarak memleketine haber ulaştırdı.

Ve o hat sustuğunda, Ankara artık İstanbul'dan gelen sesleri duyamıyordu.






Adnycl - 
03 Eylül 2026 / İzmir

Hikayelerden haberdar olmak için e-mail adresinizi girin.

Delivered by FeedBurner

http://facebook.com/adnycl.blog          

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ün az bilinen nadir fotografları

Mekke Allah'ın evi

Çerkes Ethem: Kahraman mıydı, Hain miydi?

Haftanın Günlerinin Kelime Anlamları

John Wayne ve Dublörü

İzmir’de Dinleniriz Paşam!

İzmir kurtuluşu 9 Eylül

Atatürk ve Zsa Zsa Gabor

FAHRETTİN ALTAY