Kurtuluş Savaşı’nın En Hüzünlü Üç Hikâyesi

 Nutuk'ta beni en çok etkileyen üç olay...

Kurtuluş Savaşı'nı anlatırken çoğu zaman zaferlerden, cephelerden ve büyük askerî başarılardan söz ediyoruz.

Oysa Mustafa Kemal Atatürk'ün Nutuk'unu okurken beni en çok etkileyenler, zaferin kendisinden çok, o zaferin hangi şartlarda kazanıldığını gösteren bazı olaylar oldu.

İnsanın okurken boğazını düğümleyen, “Bu memleket nasıl bir bedelle kurtarıldı?” diye düşündüren üç olay...





1. İstanbul'un işgali ve son telgraf...

İstanbul işgal edilirken şehirdeki önemli resmî kurumlar birer birer İngilizlerin kontrolüne giriyordu. Ankara Hükûmeti'nin yaşananlardan haber alabilmesi için telgrafhaneler büyük önem taşıyordu.

İstanbul Merkez Postanesi'nde görev yapan memurlar, işgal kuvvetlerine rağmen telgraf haberleşmesini sürdürmeye ve Ankara'yı gelişmelerden haberdar etmeye çalışıyorlardı.

Sonunda işgal kuvvetleri postaneye de girip telgraf haberleşmesini kesmeye geldi.

Ve telgraf başındaki son mesaj...

“Kapıları kırdılar... Direniyoruz... Hakkınızı helal edin.”

Ardından telgraf kesildi.

Bazen bir savaşın ne kadar zor olduğunu anlatmak için cephedeki binlerce askerden söz etmeye gerek yoktur. Birkaç satırlık bir telgraf da yeter.

2. Yahya Kaptan'ın hikâyesi...

Mustafa Kemal Paşa'nın bizzat desteklediği, Anadolu'daki Millî Mücadele hareketine bağlı olarak çalışan Yahya Kaptan'ın, İstanbul Hükûmeti tarafından üzerine gönderilen kuvvetlerce öldürülmesi...

Atatürk'ün onu kurtarmak için gösterdiği çabalar, gönderdiği telgraflar ve olayın ardından gerçeğin ortaya çıkarılması için verdiği mücadele, Nutuk'un en sarsıcı bölümlerinden biridir.

Yahya Kaptan'ın öldürülmesi, düşmanla savaşan bir milletin aynı zamanda kendi içindeki ihanet, çıkar ve siyasi hesaplarla da mücadele etmek zorunda kaldığını gösteren acı bir örnektir.

3. İzmir'e doğru koşanlar...

Ve benim için bu üç olayın sonuncusu, 9 Eylül'e çıkan yolun hikâyesidir.

Yunan ordusu yenilmiş, geri çekilmeye başlamıştı. Ancak geride bıraktıkları köylerden gelen zulüm, yakıp yıkma, kadınlara yönelik saldırı ve şiddet haberleri Türk birliklerine ulaşıyordu.

İzmir'e doğru ilerleyen askerler artık sadece bir askerî hedefe ulaşmaya çalışmıyordu.

Aralarında İzmirli ve İzmir çevresinden gelenler vardı.

Önlerinde kendi memleketleri, aileleri, evleri ve yıllardır işgal altında yaşayan hemşehrileri vardı.

Belki de bu yüzden, 9 Eylül'e yaklaşırken o askerlerin yorgunluk nedir bilmeden İzmir'e doğru ilerleyişini başka türlü anlamak gerekiyor.

Bir şehre değil, memleketlerine koşuyorlardı.

9 Eylül'e kadar bu üç hikâyeyi ayrı ayrı paylaşacağım.

Çünkü bu ülkenin nasıl kurtarıldığını hatırlamak, yalnızca zaferi hatırlamak değildir.

O zaferin hangi şartlarda kazanıldığını da hatırlamaktır. 






Adnycl - 3 Eylül 2026 / İzmir

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ün az bilinen nadir fotografları

Mekke Allah'ın evi

Haftanın Günlerinin Kelime Anlamları

Atatürk ve Zsa Zsa Gabor

John Wayne ve Dublörü

FAHRETTİN ALTAY

İzmir Tarihi Asansör Bilinmeyen Öyküsü

İzmir kurtuluşu 9 Eylül

Anıtkabir

Okursan öğrenirsin