Kayıtlar

Deyimler sözlüğü etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

SADRAZAM FAZIL AHMET PAŞA

Resim
OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN EN BÜYÜK SADRAZAMI Çok küçük yaşlarda oldukça zeki biri olduğunu gösteren Fazıl Ahmet Paşa daha 16 yaşında müderris (profesör) olmayı başarmıştı. Babası Köprülü Mehmet Paşa'nın ölümü üzerine vasiyet ettiği gibi padişah 4. Mehmet tarafından Sadrazamlığa atandığında henüz 26 yaşında idi. (1661)Böylece Türk tarihinde bu göreve getirilen en genç kişi oldu.  Hızla harcamaları kıstı, devlet adamlarına hediye verilmesini yasakladı. Bir süredir Zitvatorok Antlaşmasını ihlal eden Avusturya üzerine yürüdü. Kanuninin kuşatıp alamadığı Uyvar kalesini kuşattı. Şiddetli yağmurlarla bataklığa dönen bölge, şartları çok zorlaştırmış olmasına rağmen kaleyi fethetti. Durum Avrupada şoka yol açtı ve " Uyvarda bir Türk gibi güçlü " deyimi ortaya çıktı. Ardından 1664 yılında Vasvar Antlaşması yapılarak Avusturya yıllar sonra tekrar haraca bağlandı.  25 yıl boyunca alınamayan Girit'i ele geçirmek üzere adaya sefer düzenledi. 2. Yılın sonunda padişahın bütçede ve ask

BİLETLER NİMET ABLA’DAN

Resim
BİLETLER NİMET ABLA’DAN ALINIRDI Bir zamanlar  yılbaşı klasiklerinden biri haline gelen piyango bileti denilince akla Nimet Abla Gişesi gelirdi. 1899’da İstanbul’da dünyaya gelen Nimet Abla’nın asıl adı Melek Nimet Özden’dir.  Eşi İsmail Beyin 1928 yılında Eminönü Yeni Cami önündeki meydanda tütüncü ve sarraflık dükkanında müşterilerine Türk Tayyare Cemiyetinin çıkardığı piyango biletlerini satmaya başlamasıyla Nimet Abla’nın ilk biletçilik temelleri atılmış olur. Eşi İsmail Bey Tayyare piyango biletlerinin ser bayisi olarak biletleri, tanıtmak maksadıyla küçük esnaflara dağıtır. Satılan biletlerin paralarını tahsil edemeyince işletmesi büyük zarara uğrar ve kapatma noktasını getirir. Bu zor günlerde işin başına geçen Nimet Abla Türk Tayyare Cemiyetinin müdürü Merhum Fikret Bey ile görüşüp cemiyetin bir numaralı bayilik anlaşmasını yapar. 1931 yılının yılbaşında satmış olduğu biletlerden 100 Bin lira büyük ikramiye kazanılması onun uğruna inananların sayısını her geçen gün daha arttırm

NURİ KİLLİGİL

Resim
 NURİ KİLLİGİL Nuri Killigil (veya Nuri Paşa) (1889, İstanbul - 2 Mart 1949, İstanbul), Osmanlı Ordusu komutanı ve cumhuriyet döneminde tüccâr, yatırımcı ve sanâyici. Bakü Muharebesi'nde gösterdiği başarılar nedeniyle "Bakü Fatihi" olarak anılır. Enver Paşa'nın kardeşi olan Nuri Killigil, I. Dünya Savaşı'nın sonlarında Azerbaycan'a hakim olan Rus ve Ermeni birliklerinin Mart Olayları adı ile anılan Müslüman katliamları yapmaları üzerine, Kafkas İslam Ordusu adında Osmanlı, Azeri ve Dağıstan askerlerinden oluşan bir ordu ile Azerbaycan'ı işgalden kurtarma harekâtı başlattı. Bu ordunun önünü kesmek ve Azerbaycan'ı kontrol eden Rus ve Ermeni birliklerine yardım etmek için İngilizler Bakü'ye küçük bir kuvvet yollamışlardı. Fakat Nuri Paşa'nın komutasındaki Kafkas İslam Ordusu'nun Azerbaycan genelinde büyük destek bulup güçlenmesi üzerine Bakü Muharebesi'nde yenilip buradan çekildiler. 15 Eylül 1918'de Bakü'nün kurtarılmasından sonra

Ünlü Müfettiş

Resim
 PTT müfettişliği yaptığı dönemde, PTT Müdürlüğünü teftiş etmesi gerekir.  Daha önceki yazışmalardan,  PTT müdürünün bir hastasının olduğunu hatırlar. Teftişe gitmeden önce o yazışmaları bir kez daha gözden geçirir.       Teftiş sonucu, kasanın 25 lira açık verdiğini görür. Müdür kızarır, bozarır; ama söyleyecek bir söz de bulamaz. Açıklaması yoktur. Osman Nihat müdüre,“ Sayımda hata yapmış olabiliriz. Mal Müdürünü al gel de, kasayı bir de o saysın." der. Müdür, şaşırır; ama çaresiz mal müdürünü çağırır. Mal Müdürünün yaptığı sayımda para tamam çıkar. Osman Nihat de, teftişini tamamlar ve müdüre teşekkür ederek ayrılır. Müdür şaşırmıştır. Bir şeyler demek ister, ama beceremez. Bir gün, Osman Nihat Akın, müfettişler odasında arkadaşlarıyla otururken, postacı bir mektup getirir. Mektup teftişe ettiği şube müdüründendir. Mektubu okurken gözleri dolar.  Arkadaşları; - Üstat ne oldu? Kötü bir şey yoktur inşallah, diye sorarlar. - Yok, yok! Duygulandım biraz, o kadar, diye cevaplar, Üst

KADIN MI, BAYAN Mİ?

Resim
 KADIN MI, BAYAN Mİ? Bir de "Bayan değil kadın!" diye bir tepki, bir laf çıktı son zamanlarda. Kim çıkardı nereden cıktı bilmem ama bu saygın kelimenin yani BAYAN kelimesinin geçmişini benden öğrenin isterim. Atatürk ilke ve inkılaplarının en önemli özelliklerinden biri ayrıştırılmış toplumu millet haline getirme ve eşit yurttaş yapma amacıydı. Bu ilkelerin uygulamalarından biri olan soyadı kanunu tüm yurttaşlara; zengin fakir, müslüm gayri müslim, zümre mensubu veya bir gariban olsun ayırd  etmeksizin eşit insan haline getirme çabasıydı.  Daha da ötesi bazılarının ben soyluyum, ben seçkinim, ben daha üstünüm iddiasını  bir hamlede boşa çıkaran herkesin soyunu bilmesini sağlayacak bir uygulama başlıyor idi     . Daha da ötesi bu kanunla birlikte efendi, hacı, hoca, efendi  gibi lakaplar da kaldırılıyordu.  (Bugün kendisine efendi dedirtenlerin ülkeye verdiği zararı hep birlikte yaşayarak görüyoruz.)  Tam bu noktada, tek bir hitap getirilmiştir.  Bundan böyle erkeklere BAY, ka

Ermeni yetimi Ruhi Su

Resim
 Ruhi Su Yıl 1912 Van’da doğdu.. Adı Mehmet’ti.. Mehmet Ruhi Su.. Küçük yaşta annesi ve babasını kaybetmişti.. Onları hiç tanımadı.. Neden kaybettiğini hiç bilmedi.. Kimsesiz kalmıştı.. Çünkü ne bir yakını vardı, ne akrabası.. Ne amcası, ne dayısı.. “Hangi taşı kaldırsam anam babam.. Hangi dala uzansam Hısım akrabam.. Ne güzel bir dünya bu İyi ki geldim” derdi. Neden kimsesizdi?. Neden tek bir yakını yoktu?.. Yıllar sonra Yalçın Küçük Ruhi Su’nun Ermeni yetim olabileceğini yazdı.. Bunun üzerine oğlu İlgin Ruhi Su, “Babamın 1912’de Van’da doğması, öksüzler yurdundan gelmesi, bugüne kadar hiçbir akrabasının çıkmaması düşünüldüğünde Ermeni olma ihtimali hayli yüksek” demişti.. Kendisi de cevabını bilmediği bu soruyu “Birinci Dünya Savaşı’nın ortada bıraktığı çocuklardan biriyim” diye yanıtlardı.. Ruhi Su’yu Adana’da çocuğu olmayan yoksul bir aileye verdiler.. 1915 Ermeni tehcirinde ailesini kaybetmiş yüzlerce “devşirme” çocuk gibi.. Bunlar amcan ve yengen dediler.. Onları öyle bildi.. Ada

Biliyorsunuzdur

Resim
*      Dünya'da uzun zaman kadınlar ve erkekler elbise giyiyorlar. Atların evcilleştirilmesi ile birlikte erkekler pantolon giymeye başlıyor.  *      Kadınlar pantolon giymeye 2. Dünya savaşından sonra başlıyorlar ve bu dünyada büyük olay oluyor.  Öncülerinden biri de ünlü moda tasarımcı Coco Chanel dir. Kadınların pantolon giymeye başlama nedeni çalışmaya başlamaları ile ortaya çıkar. *      Kadınlara pembe erkeklere mavi renk yakıştırmaları 20.yüzyıl tanımlamalarıdır. *      1910'larda dünya da savaş şekli karşılıklı hucum yerine yavaş yavaş siperlere savaşma şekline doğru evriliyor. Ve şavaşların süresi uzuyor. İngiliz subaylar için siperlerde giymeleri için gabardin kumaştan ceketler dikiliyor. İngilizce de Trench siper demek coat da ceket demek yani trenchcoat kavramı siperde giyilen ceket olarak ortaya çıkıyor. *      Kanarya Adaları ismini Kanarya veya kuşlardan değil de kelime orjini olarak Canis , köpekgiller familyasında sınıflandırılan köpeklerden almaktadır. Köpek

Kelimelerin Kökenleri Etimolojisi

Resim
Yegâne  :  Farsçadaki “yek” kökünden geliyor. “Bir” ve “tek” anlamına gelen yek  kelimesinden,  yegâne, biricik kelimesi türetiliyor S ehpa  :  Arapçada "Se" den gelir üç demek (Yek, Dü, Se) Üç ayaklı Çardak  :  Arapçada "Çar" dan gelir dört demektir. Dört ayaklı Resim  :  Arapça   rsm  kökünden gelen  rasm  رسم   " 1. iz, ayak izi, işaret, simge, damga, mühür,  2. suret, 3. resmi tören, ayin" sözcüğünden alıntıdır.  Çerçeve  : Farsça   çārçūbe  چار چوبه  çar-çevre  "dört çubuk, dörtgen, " sözcüğünden alıntıdır Cambaz  : Farsça kökenli, can + baz bileşmesinden oluşmakta. Canı ile oynayan anlamına geliyor. Tıpkı  “düzenbaz” ın düzen ile oynayan,   “kumarbaz” ın kumar oynayan demek olması gibi. Sarhoş : Farsça kökenli sar, ser – yani baş, kafa kelimesinden başlanmış ve iyi, güzel  anlamına gelen hoş ile bitirilmiştir. Yani sarhoş, bildiğimiz, sokak jargonunda kullanılan “kafası iyi, kafası güzel” anlamına geliyor!  Aynı   ser   kökünden, serkeş ya