Kayıtlar

Aşk etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İzmir kurtuluşu 9 Eylül

Resim
9 Eylül - İzmir İzmir, tarih boyunca pek çok zorluğa göğüs germiş, yürekli insanların kenti olmuştur. Ancak tarihin en önemli dönüm noktalarından biri, 9 Eylül 1922 tarihinde yaşandı. İşte o gün, İzmir'in özgürlüğünün ve bağımsızlığının simgesi haline geldi. O tarihi gün, düşman işgaline karşı direnişin ve milli mücadelenin en parlak anlarından biriydi. İzmir halkı, bağımsızlık aşkıyla yanıp tutuşuyordu. İşte bu coşku ve kararlılık, İzmir'i kurtarma umuduyla doluydu. 9 Eylül 1922 sabahı, İzmir halkı ellerinde bayraklarla sokaklara döküldü. Gözlerindeki umut ve kararlılık, işgalcilere karşı son bir kez daha direnişin sembolü oldu. Düşman işgalini sona erdirmek için canlarını ortaya koymaya hazırdılar. O gün, İzmir'in özgürlüğü için verilen mücadelede binlerce vatansever hayatını kaybetti. Ancak onların fedakarlıkları, İzmir'in özgürlüğüne giden yolu açtı. Kurtuluş günü, aynı zamanda bu vatanseverlerin azim ve özverisinin anısına bir saygı duruşu olmalıdır. 9 Eylül, İzmir

Atatürk ve Zsa Zsa Gabor

Resim
  Atatürk’ün kütüphanecisi Nuri Ulusu anlatıyor: Atatürk ve Zsa Zsa Gabor Bir gece Kerpiç gazinosundayız, Atatürk çok keyifli, yan masalardan birinde oturan gruptan bir kızla bir erkek masasına geldiler. Adını hatırlamadığım bir kişi Atatürk’e iltifatlarda bulunduktan sonra yanındaki genç kızı takdim etti. Atatürk de onları masaya davet etti, oturdular: Müzik çok güzel çalıyor, çiftler dans ediyordu. Atatürk birden ayağa kalktı ve adama dönerek, genç kızla dans için müsaade istedi, aldığı memnuniyetle Paşam cevabıyla, o güzel kızı dansa kaldırdı. Çok güzel dans ederdi, kız da çok güzel dans ediyordu. Müzik bitince Atatürk ikinci dansı yapmadan kızı masaya getirdi ve zarif bir referansla yerine oturttu, adama da teşekkür etti ve müsait bir günde onları saraya davet etti. Birkaç gün sonra randevu alarak saraya geldiler: Ben kütüphanede çalışırken İbrahim geldi ve “Nuri, geçen gece Karpiç’dekiler geldi” dedi Ben pek ilgilenmedim. Bilahare bu mevzularda fevkalade ilgili olan İbrahim’in anl

Oyuncakların sultanı

Resim
  Oyuncak, her çocuğun hayali... Yıllar geçiyor, oyun çağı bitiyor ama hafızalarımızda her daim yeni kalmayı başarıyorlar. Sanki onları hiç kaybetmemiş, dün bıraktığımız yerdeymiş gibi hatırlanıyorlar. Kimimizin bebeği, kimimizin kara treni, kimimizin kırmızı bisikleti. Hepsi mutlu birer anı, çocukluğumuzun özetiydi. Bizi bir masalın kahramanı yapan oyuncağımız çocuklarımıza da hikayemizi anlatacaktı. Bize gerçek bir kahramanın, bir sultanın hüzünlü hikayesini anlatan bir bebek bulduk bu hafta. İstanbul Saray Koleksiyonu Müzesi’nde son Halife Abdülmecid’in kızı Dürrüşehvar Sultan’ın 10 yaşına kadar kullandığı oyuncak ve eğitim araç ve gereçleri sergileniyor. Beşiktaş-Kadıköy iskelesinin hemen yanında bulunan Milli Saraylar Küçük Su Kasrı Amiri Ayşe Fazlıoğlu ile Dürrüşehvar Sultan’ın koleksiyonunu konuştuk. Osmanlı Hanedanı’nın son halifesi Abdülmecid’in, oğlu Ömer Faruk Efendi’den sonra 26 Ocak 1914 tarihinde Üsküdar İcadiye’de dünyaya gelen kızının adı Dürrüşehvar’dır. Şahlara Mahsus

BİR AŞK HİKAYESİ

Resim
1996 yılında, Sultanahmet’te bir evde pek çok fotoğraf ve evrak bulduk. Bir çanta mektup, 7 albüm fotoğraf ve sayfalar dolusu nota. Bir kemancı vardı fotoğraflarda ama tanıyamadım. Ev sahibi de tanımadığını söyledi. Hepsi çatıdaki bir sandıktan çıkmış. Şaşılacak şey... O kadar çok nota sayfası vardı ki ve öylesine özenle yazılmışlardı ki hayran kaldım. Aklıma bir anda Cihat Aşkın’a haber vermek geldi. Cihat Aşkın, memlekette keman işi konusunda bir otorite. E tabii o vakitler telefon falan yok. Birkaç örnek alıp Cihat Hoca’ya götürdüm. Cihat hoca notaları görünce çok heyecanlandı. -Tekin Bey, bunların devamı var mı? dedi. -Bir sandık, dedim. Gözlerinin içi parıldadı. -Gidelim hemen, dedi. Gittik. Meğer tam bir hazine bulmuşuz. Çakmıyorum ki müzik işinden. Fakat Cihat hoca alıyor bir sayfa mırıldanıyor. Baktım sahiden nefis ezgiler. Seyyan Hanım isminde bir şarkıcı varmış, ona ait eşsiz fotoğraflar. Sonra sahipsiz mektupların içindeki tarihi vesika niteliğindeki bilgiler...

Lokman Hekim ve Ölümsüzlük Otu

Resim
Lokman Hekim ve Ölümsüzlük Otu Çukurova insanları çok mutlu kişilermiş.Toprağı bereketli, iklimi güzel, havası temiz bir diyarda yaşıyorlarmış. Güneş onlara hep gülümser, toprağı her çeşit ürünü yetiştirirmiş. İşte bu nedenle halk, hayatı ve yaşamayı çok severmiş. Bir gün Lokman Hekim'e gitmişler. ''Yaşamayı çok seviyoruz ve hiç ölmek istemiyoruz. Tek derdimiz bu. Sen ünlü Lokman Hekim'sin, bizim bu derdimize, yani ölüme çare bul.'' demişler. Ölümü kim ister, bu dilek Lokman Hekim'in de hoşuna gitmiş. Başlamış dağ, dere, tepe dolaşıp, ölümsüzlüğü sağlayacak otu aramaya. Sarp kayalıkları, yemyeşil ovaları, çiçek dolu tarlaları hep gezmiş, dolaşmış. Bir gün yine böyle uzun uzun dolaştıktan sonra yorgun düşerek bir ağacın altında uyuyakalmış. Az sonra ince bir ses onu daldığı uykudan uyandırmış.  ''Ey Lokman, dağ demeyip, dere, tepe demeyip aradığın ölümsüzlük otu benim. Bundan böyle ne insana ne hayvana ölüm yok.'' diyormuş.  Lokman hayretler i

Hüseyin Baradan ve eşi Hayriye Baradan

Resim
  Sinema sanatçısı Hüseyin Baradan, eşi Hayriye Baradan ile Yunan Adaları'na gemiyle çıktığı gezide büyük bir acı yaşadı... Gemi Girit'e yaklaşırken eşini kaybetti , yapayalnızdı... İşte o an kendi deyimiyle karşısında bir " melek " buldu... " Melek " , Girit'te bir seyahat acentasının sahibi Manolis Gavrilakis'ti... Gavrilakis, İlk kez gördüğü bu Türk'ün acısına ortak oldu , sıkıntılarını paylaştı... " Annem " dediği Hayriye Baradan'ın cenazesinin İzmir'e çok kısa bir süre içinde gelmesini sağladı... " Kurban Bayramı'nda , 45 yıllık eşim Hayriye Baradan'la uzun süredir görmeyi düşlediğimiz Yunan Adaları'na gideceğimiz için çok mutluyduk " diye söze başladı Hüseyin Baradan... Günlerdir sadece çok yakınlarının bildiği bir sırrı açıklamadan önce derin bir soluk aldı , " o acı günlere dönmek canımı acıtıyor ama artık yaşadıklarımı paylaşmak istiyorum " dedi ve başladı anlatmaya... " Kurban Bayra