Kayıtlar

Çerkes Ethem: Kahraman mıydı, Hain miydi?

Resim
  Çerkes Ethem hakkında bugün herkesin bir fikri var. Kimi onu Millî Mücadele'nin en önemli kahramanlarından biri, kimi ise vatan haini olarak görüyor. Oysa Çerkes Ethem'i yalnızca bir sıfatla tanımlamak, onun hikâyesinin yarısını görmezden gelmek demek. Bence hayatını ve Millî Mücadele'deki rolünü iki ayrı dönem halinde okumak gerekiyor. I. DÖNEM Ankara Hükümeti'nin yanında Çerkes Ethem 1919 – Kuvâ-yı Seyyâre'nin ortaya çıkışı Millî Mücadele'nin ilk döneminde Ethem ve kardeşleri, özellikle Batı Anadolu'da etkili bir silahlı güç oluşturdu. Zamanla bu güç Kuvâ-yı Seyyâre adıyla anılmaya başladı. Anzavur Ayaklanmaları – 1920 Balıkesir ve çevresinde Ankara Hükümeti'ne karşı gelişen Anzavur Ayaklanmaları , Millî Mücadele açısından ciddi bir tehdit oluşturdu. Çerkes Ethem'in kuvvetleri Anzavur'a karşı mücadelede önemli rol oynayarak Ankara'nın dikkatini çekti. Düzce–Bolu–Adapazarı Ayaklanmaları – Nisan-Mayıs 1920 İstanbul Hükümeti ve hilafet y...

TÜRK SAĞINA YUTTURULAN ABDÜLHAMİT EFSANELERİ

Resim
TÜRK SAĞINA YUTTURULAN ABDÜLHAMİT EFSANELERİ II. Abdülhamid hakkında Türkiye'de yıllardır iki uç anlatı dolaşıyor. Bir tarafta onu Osmanlı'nın bütün sorunlarından sorumlu tutanlar, diğer tarafta ise “Ulu Hakan”, “Kızıl Sultan”, “bir karış toprak vermeyen padişah” gibi birbirinin zıddı ama aynı ölçüde siyasallaştırılmış sıfatlarla anlatanlar var. Oysa tarih, bir padişahı sevmek veya sevmemek üzerine değil; belgelere ve olayların kronolojisine bakılarak anlaşılır. Necip Fazıl Kısakürek'in Ulu Hakan Abdülhamid Han kitabı ile son yıllarda popülerleşen Payitaht Abdülhamid dizisi, II. Abdülhamid'i tarihî bir şahsiyetten çok, belirli bir siyasî ve ideolojik anlayışın kahramanı olarak sunuyor. Sorun Abdülhamid'in iyi veya kötü bir hükümdar olması değil. Sorun, hakkındaki efsanelerin tarihî gerçeklerin yerine geçirilmesi. 1. “Abdülhamid 30 yıl bir karış toprak kaybetmedi” mi? Hayır. II. Abdülhamid 1876-1909 arasında hüküm sürdü ve bu dönemde Osmanlı Devleti çok ciddi top...

Noel Baba dan Coca Cola'ya

Resim
Noel Baba’dan Coca-Cola’ya Noel Baba’dan Coca-Cola’ya uzanan hikâye, aslında birbirinden oldukça farklı kültürlerin, inançların ve ticari girişimlerin zaman içinde nasıl birbirine eklemlendiğini gösteren ilginç bir  yolculuk. Noel ve Eski Pagan Gelenekleri Eski pagan kültürlerde önemli günlerin ve özellikle yıl dönümlerinin etrafında şekillenen festivaller vardı. Roma’da da bu dönemlerde yaklaşık bir hafta süren önemli festivaller düzenleniyordu. İnanç sistemi zaman içinde değişmeye başladığında, 25 Aralık tarihi Hz. İsa’nın doğum günü olarak kabul edildi ve böylece Noel geleneği ortaya çıktı. Noel ile birlikte hayatımıza giren bir başka figür ise Noel Baba oldu. Yurtdışında farklı isimlerle anılan bu figür, iyi davranan ya da beklentilere uygun davranan çocuklara hediyeler dağıtan babacan bir karakter olarak şekillendi. Fakat Noel Baba dediğimizde aslında tek bir kültürün ortaya çıkardığı tek bir karakterden söz etmiyoruz. Farklı kültürlerdeki çeşitli karakterlerin özellikleri zam...

Yüzyılın 100 türk romanı - Fethi Naci

Resim
Yüzyılın 100 Türk Romanı Türk edebiyatının önemli eleştirmenlerinden Fethi Naci, “Yüzyılın 100 Türk Romanı” adlı eserinde Türk romanının gelişim serüvenine damga vurmuş yüz romanı değerlendiriyor. Farklı dönemlerden, farklı anlayışlardan ve güçlü kalemlerden oluşan bu liste; Türk romanının geçmişine doğru keyifli bir yolculuk yapmak isteyenler için güzel bir başvuru niteliğinde. Aşağıda, Fethi Naci'nin eserinde değerlendirdiği romanları sırasıyla bulabilirsiniz: Utanmaz Adam — Hüseyin Rahmi Gürpınar Küçük Paşa — Ebubekir Hazım Tepeyran Aşk-ı Memnu — Halit Ziya Uşaklıgil Eylül — Mehmet Rauf Ayaşlı ile Kiracıları — Memduh Şevket Esendal Sinekli Bakkal — Halide Edip Adıvar Üç İstanbul — Mithat Cemal Kuntay Aganta Burina Burinata — Halikarnas Balıkçısı Deniz Gurbetçileri — Halikarnas Balıkçısı İstanbul'un Bir Yüzü — Refik Halid Karay Fahim Bey ve Biz — Abdülhak Şinasi Hisar Hüküm Gecesi — Yakup Kadri Karaosmanoğlu Sodom ve Gomore — Yakup Kadri Karaosmanoğlu Yaban — Yakup Kadri Kar...

İzmir’de Dinleniriz Paşam!

Resim
  “İzmir’de Dinleniriz Paşam!” İzmir’in kurtuluşu yalnızca Türk ordusunun kazandığı büyük bir askerî zaferin sonucu değildi. O zaferin arkasında, yıllardır işgal altında yaşayan insanların özlemi, askerlerin fedakârlığı ve İzmir’e bir an önce ulaşma arzusu vardı. Bununla ilgili anlatılan bir olay, o günlerin ruhunu çok güzel anlatır. Mustafa Kemal Paşa, İzmir’e doğru ilerleyen birliklerin yorgun olduğunu görünce askerlerin dinlenmesini ister. Fakat askerlerin cevabı kısa ve anlamlıdır: “İzmir’de dinleniriz Paşam!” Yorgunluklarına rağmen yollarına devam ederler. Piyadeler ile süvarilerin İzmir’e neredeyse aynı zamanda ulaşması, Celal Nuri Bey’in de dikkatini çeker. Mustafa Kemal Paşa’ya bunun nasıl mümkün olduğunu sorar. Mustafa Kemal Paşa ise askerlerin bu sözünü anlatır: “Onlara dinlenmelerini söyledim. ‘İzmir’de dinleniriz Paşam!’ dediler ve koştular.” Not Adnycl; Burada özellikle vurgulanması gereken bir nokta var. Yunan ordusu yenilerek İzmir’e doğru geri çekilirken, geçtiği kö...

Yahya Kaptan'ın hikâyesi

Resim
  2. Yahya Kaptan'ın hikâyesi Nutuk'ta beni en çok etkileyen ikinci olaylardan biri de Yahya Kaptan'ın öldürülmesidir. Çünkü bu kez karşımızda düşman ordusu yok. Karşımızda, işgal altındaki İstanbul'a rağmen Anadolu'daki Millî Mücadele'ye destek veren bir vatansever var. Yahya Kaptan, Kocaeli bölgesinde Kuva-yı Milliye'nin önemli isimlerinden biriydi. Mustafa Kemal Paşa onu tanıyor, kendisine güveniyor ve özellikle İstanbul'a yakın olan bu bölgede Millî Mücadele'nin güvenliği açısından önemli bir görev üstlenmesini istiyordu. Yahya Kaptan'ın bulunduğu bölge, İstanbul ile Anadolu arasındaki geçiş yolları açısından da önemliydi. Fakat bir süre sonra İstanbul'dan onun aleyhinde haberler gelmeye başladı. Yahya Kaptan'ın eşkıyalık yaptığı, halka zulmettiği, çeşitli suçlara karıştığı yönünde ihbarlar ve şikâyetler ortaya atıldı. Mustafa Kemal Paşa ise kendisine ulaşan bu haberlerin gerçeği yansıtmadığını düşünüyor ve olayın araştırılmasını isti...

İstanbul'un işgali ve son telgraf

Resim
  1. İstanbul'un işgali ve son telgraf Nutuk'ta beni en çok etkileyen olaylardan biri, İstanbul'un 16 Mart 1920'de resmen işgal edildiği gün yaşananlardır. O sabah İngilizler Şehzadebaşı'ndaki Muzıka Karakolu'nu bastılar. Karşı koyan Türk askerleriyle çatışma çıktı; askerlerimizden şehit ve yaralılar oldu. Ardından İngiliz birlikleri İstanbul'daki önemli devlet kurumlarını birer birer işgal etmeye başladı. Harbiye Nezareti, Bahriye Nezareti, telgraf merkezleri... İşgal kuvvetlerinin amacı yalnızca İstanbul'u askerî olarak kontrol altına almak değildi. Haberleşmeyi de kesmek istiyorlardı. Çünkü İstanbul ile Anadolu arasındaki telgraf bağlantısı kesilirse Ankara, İstanbul'da olup bitenlerden haberdar olamayacaktı. Tam bu sırada İstanbul Merkez Telgrafhanesi'nde görev yapan Manastırlı Hamdi Efendi ortaya çıkıyor. Saat 10.00 sıralarında Ankara'ya bir telgraf çekiyor: “Bu sabah, Şehzadebaşı'ndaki Muzıka Karakolu'nu İngilizler basıp oradak...