Kayıtlar

İsmet İnönü - Erzincan Depremi'nin Bilinmeyen Hikayesi

Resim
  Bu Ülkede Her Zaman Bir Umut Vardır: Erzincan Depremi'nin Bilinmeyen Hikâyesi 27 Aralık 1939 27 Aralık 1939'da, yani 79 yıl önce bugün Erzincan'da 7,2 büyüklüğünde bir deprem olur. Depremde 30 binden fazla insan hayatını kaybeder, 100 binden fazla insan yaralanır ve şehir neredeyse tamamen yıkılır.  Dünya tarihinin en ağır bedel ödenen depremlerinden biri olarak kayıtlara geçer. Deprem aralık ayında gerçekleştiği için ısınmak için kullanılan sobaların ve mangalların devrilmesi sebebiyle yangınlar çıkar. Depremde 100 binden fazla ev yıkılır. Kış şartlarında dış dünyayla bağlantısı kesilen Erzincan'da can pazarı yaşanır. Evlerin çoğu kerpiçten yapıldığı ve fazla destekli yapılmadığı için yıkılır. Hem kış şartları hem de iletişim ağlarının kopması sebebiyle bu zorla coğrafyaya gerektiği gibi yardımlar vaktinde gönderilemez. Şehirde neredeyse ayakta kalan hiçbir yapı yokken tahmin edebileceğiniz gibi cezaevi binası da ağır hasar görür. Sabıkasında adam öldürme, gasp, hırs

Neşet Ertaş & Leyla Ertaş Aşkı

Resim
Neşet Ertaş & Leyla Ertaş Aşkı Vakti zamanında Neşet Ertaş biriyle tanışıyor ve ona şarkı söylüyor, adam Neşet Ertaş’ın sesini çok beğeniyor. Çevresi son derece geniş olan bu kişi Neşet Ertaş’ı bir radyo kanalına çıkarıyor, şarkısını okumasını sağlıyor ve Ertaş çok beğeniliyor. “Sana burada bir iş ayarlayalım, burada sahneye çık, paranı kazan, burada yaşa, bizimle beraber müzik yap.” Neşet Ertaş bu teklifi kabul ediyor ve Ertaş’a Cebeci’deki Ahu Gazinosu’nda bir iş ayarlanıyor. Burada çalışan Neşet Ertaş bir yandan da radyoda eserlerini okumaya devam ediyor. Bu çalışma temposu onun yavaş yavaş tanınmasını sağlıyor. Gel zaman git zaman Neşet Ertaş gazinoda Leyla isimli bir kızla tanışıyor ve aşık oluyor. Babasına “baba ben evleneceğim” diye haber gönderiyor. Babası muharrem Ertaş, Ankara’ya neşet Ertaş’ın yanına geliyor. Hanın önünde müzik mağazasının önünde sohbet ederken leyla içeri giriyor. Babasının elini öpüyor. Muharrem Ertaş dışarı çıkıyor ve Neşet Ertaş’a: “bu kız bizim deng

Hulusi Kentmen - En çok zoruma giden de...

Resim
"En çok zoruma giden de filmde zengin fabrikatörü oynadıktan sonra durakta otobüs beklemek oluyordu.” Hulusi Kentmen Bulgaristan Veliko Tarnovo (Veliko Tırnovo) doğumlu Hulusi Kentmen'i vefatının 27. yıl dönümünde saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz. Hulusi Kentmen, 20 Ocak, 1912’de Veliko Tırnova Bulgaristan'da doğmuştur. Kendisi küçükken göçler sırasında ailesiyle Türkiye’ye göç etmiştir. Türkiye'de Deniz Astsubay Okulundan mezun olmuş ve emekli olana kadar Türk Deniz Kuvvetleri'nde Astsubay olarak görev yapmış daha sonra emekli olarak sanat yaşamına atılmıştır. Hulusi Kentmen, Ülkü Erakalın'a verdiği bir röportajda deniz tutkusunu şöyle dile getirmişti: "Yavuz (Zırhlısı) yaralı, henüz tamir edilmemiş. Bütün ihtişamıyla İzmit'te yatardı. Biz, o devirde ortaokula gidiyorduk. Aşağı yukarı sınıfın yarısı denizci olmaya heves ederdi. Deniz tutkusu öncelikle Körfez'de oturuşumuzdan geliyor. Ayrıca babamın bir sandalı vardı, onunla beraber balığa giderdi

M. Kemal Atatürk ve ABD Büyükelçisi Joseph Grewi

Resim
 Fransız Film Arşivinden M. Kemal Atatürk ve ABD Büyükelçisi Joseph Grewi Atatürk Orman çiftliğini gezdiriyor ve görevlilerden bilgi alıyor. En net ses kayıtlarından biri.

Anneydi… “Sen benden uzak dur “

Resim
  Tarih 5 Ekim… Kumru, akşam saatlerinde annesiyle birlikte gittikleri yerden eve döndü. Kapıda asılı Ekspres Kargo’dan gelen ve üzerinde ‘kargonuzu gelip alın’ yazan ihbarnameyi gördü. Annesi çok telaşlandı. ‘Kim yolladı?’, ‘Ne yolladı?’ sorularını arka arkaya sıraladı. Kumru, annesine ‘merak etme ben yarın gider alırım’ dedi ve dalga geçerek de ‘Belki de bombadır’ diye ekledi… Kumru, 6 Ekim Cumartesi günü Ankara Çankaya’daki evinden çıktı. Kuzgun sokaktaki kargo şirketine gitti. Annesini çok telaşlandıran paketi alıp eve dönecekti. Arabasını park etti. Kargo şirketine girdi. İhbarnameyi görevliye uzattı. Beklemeye başladı. Koliyi imzalayarak aldı. Yırtık olan pakette iki kitap gördü. Arabasına döndü. Paketi yan koltuğa bıraktı. Arabasını çalıştırıp eve doğru yola çıktı. Eve girdi. Girişte bulunan mermerin üzerine paketi bıraktı. ‘Bomba imha’ konusunda eğitimli annesine, ‘Bombanı getirdim’ diye seslendi. Annesi üst kattan aşağıya indi. Paketi aldı. Yırtık olan yerden baktı. ‘Kitapmış,

Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar

Resim
Bu öykü Malkara köylerinden alınmış  Belli bir kişinin dilinden yazıya geçirilmiş değildir. Çevrede herkes tarafından bilinen bir öyküdür. Söylentiye göre, çok eskiden köyün birinde Zeynep isimli çok güzel bir kız vardır. Onaltıya yeni bastığında Zeynep'i köylerindeki bir düğünde aşırı (yabancı) köylerden gelen Ali isimli bir genç görür. Ali Zeynep'i çok beğenir ve köyüne döndüğünde kızın babasına hemen görücü gönderir. Zeynep'i Ali'ye verirler. Kısa bir zaman sonra düğünleri olur. Ali, Zeynep'i alıp aşırı köyüne götürür. Zeynep'in gelin gittiği köy ile kendi köyü arası altı gün altı gece çeker. Bu kadar uzak olduğundan dolayı Zeynep, anasını babasını ve kardeşlerini kocası yollamadığı için tam yedi yıl göremez. Bu özlem Zeynep'in yüreğinde her gün biraz daha büyüyerek dayanılmaz bir hal alır. Köyün büyük bir tepesinde bulunan evinin bahçesine çıkarak kendi köyüne doğru dönüp için için kendi yaktığı türküyü mırıldanır ve gözleri uzaklarda sıla özlemini gider

Atatürk'ün sağlık durumu !

Resim
  Atatürk ün sağlık durumu Atatürk’ün tedavisinde sorumlu (müdavi) hekimler Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp (1882-1948) ve Prof. Dr. Nihat Reşat Belger (1881-1961) ile onlara danışmanlık yapan (müşavir) hekimler Prof. Dr. Akil Muhtar Özden (1877-1949), Prof. Dr. Mustafa Hayrullah Diker (Asabiye), Prof. Dr. Süreyya Hidayet Serter (Dahiliye, Biyokimya) (1885-1945), Prof. Dr. Mim Kemal Öke (Hariciye) (1885-1955), Prof. Dr. Samuel Abravaya Marmaralı (1879-1953) ve Prof. Dr. Mehmet Kâmil Berk (1978-1958) idi. Maalesef bu hekimlerin hiçbiri Atatürk’ün sağlık durumu konusunda yeterli yazılı bir belge bırakmadı. Atatürk’ün özel hekimi Prof. Dr. Neşat Ömer İrdelp, 1938’de Sağlık Koruma Kontrol Genel Müdürü Dr. İsmail Asım Arar’a "... Benim kadar Atatürk’ü observe eden yoktur. Notlarım var. Bunlardan bir gün hatıralarımı yazacağım. Atatürk’ü yirmi sene kadar, annesini de on sene kadar tedavi altında bulundurdum > demesine ve Atatürk’ten on yıl sonra vefat etmesine rağmen hatıralarını yazmadı

Kasım Ayı hüzündür, yaprak dökümüdür

Resim
Kasım Ayı hüzündür, yaprak dökümüdür. Bir Ulu Hakanın ebediyete yolculuğudur. 8 Kasım 1938, Salı. Saat 19.00 suları... "Atatürk ağır komaya girmiştir. Başucunda bulunan Dr. İrdelp'e dikkatle bakmış ve "Aleykümselam" deyip kendinden geçmiştir. Atatürk'ün son sözü bu olmuş ve bu koma da son koma olmuştur." (Hasan Rıza Soyak'ın aktardıkları...) Hikayelerden haberdar olmak için e-mail adresinizi girin. Delivered by FeedBurner               

Afrika'da her sabah

Resim
Afrika'da her sabah bir ceylan uyanır, En hızlı çitadan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa öleceğini bilir. Afrikada her sabah bir Çita uyanır, En yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa aç kalacağını bilir. Çita ya da ceylan olmanızın bir önemi yoktur. Yeter ki güneş doğduğunda koşmak zorunda olduğunuzu bilin. Günaydın!

Büyük ATA’nın sağlık durumu; fevkalade vahim - 29 Ekim 1938

Resim
  29 Ekim 1938...   Cumhuriyet Bayramı... Artık Büyük ATA’nın sağlık durumu, fevkalade vahim.. Odasında, yarı uyku halinde, bitkin bir şekilde yatıyor.. Yaşamından umut kesilmiş, her an her şev olabilir..   Oysa O, Ankara’daki törenlere katılmak istemiş, hatta hipodromda, ATATÜRK’ün şeref locasına yorulmadan çıkabilmesi için bir asansör yaptırılmış, ama ne mümkün ?”   Ne olacaksam orada olayım” diyen ATATÜRK doktorlara,”Bütün mesuliyet benimdir. Ankara’ya mutlaka gideceğim” demiştir, ama artık yatağından bile kalkamamaktadır. O sırada Dolmabahçe Sarayı’nın önünden iyice yakın geçen bir vapurun içerisi, Kuleli askeri Lise öğrencileriyle dolu.. Cumhurbaşkanlığı boyunca ilk kez Ankara’daki törenlere katılamayan ve durumu oldukça ağır olan ATATÜRK’ü görmek isteyen öğrenciler, göz yaşları içerisinde, ellerindeki bayrakları, çiçekleri ve şapkalarını sallayarak haykırıyorlar.. ”ATAmızı görmek istiyoruz!... Sonra birden hep bir ağızdan söylemeye başladıkları İstiklal Marşı ile Dolmabahçe Saray