Kayıtlar

Muhterem Samiin

Resim
 İlk radyo yayını “Alo alo, muhterem samiin (dinleyiciler)…  Burası İstanbul Telsiz Telefonu…  1200 metre tul-u mevç (dalga uzunluğu), 250 kilosikl… Bugünkü neşriyatımıza başlıyoruz” diye yapılmıştı Türkiye’deki ilk radyo anonsu.  Tarih 6 Mayıs 1927 idi. Duyulan ses Eşref Şefik’e aitti. 06 Mayıs 1927’de yayına başlayan İstanbul Radyosu Hikayelerden haberdar olmak için e-mail adresinizi girin. Delivered by FeedBurner               

Can Yücel'in olmayan şiiri

Resim
"Bu çalışmaya başlamam,  1926’da doğan, 1999’da ölen ironik, lirik şiirler yazan, çeviriler yapa n  Can Yücel ’le internet üzerinde dolanan Can Yücel’in farklı insanlar olduğunu anlamakla başladı.  Bu farkı anladığınızda belirlediğim 43 sahte metinde olduğu gibi  'Bunlar gerçek Can Yücel değildir, bunlar o insanı yok eder' diyorsunuz.  43 adet ona ait olmayan şeyi üretip kulaktan kulaka yaymak korkunç; cinayet gibi bir şey."  İşte o sahte şiirler: 1.Bağlanmayacaksın 2.Kadın Dediğin 3.Erkek Dediğin 4.Seninle Olmanın En Güzel Yanı 5.Anladım 6.Herşey Sende Gizli 7.Eğer 8.Herkes Gitmek İstiyor 9.Sevdiğin Kadar Sevilirsin 10.Sağlık Olsun 11.Tam zamanında Yaşamak (Yaşamak Zamanı) 12.Tersten Yaşamak 13.Biraz Değiştim 14.Bir gün Anlarsın 15.Gitmek 16.Seninle Yaşlanmak İstiyorum 17.Asla Keşkelerim Olmadı 18.Özledim Seni 19.Bilmelisin ki 20.Aşk 21.Boşver ve Yaşı Başı 22.Olmuyorsa Zorlamayacaksın 23.Ben Benden Olgun İnsan İsterim Karşımda 24.Öyle Sabah Uyanır Uyanmaz Fırlama Ya

Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları

Resim
  21 Ocak 1922 tarihinde Çorum’dan Alaca’ya doğru yola çıktık. Yol uzundu. Bir ırmağın kıyısında mola verdik. Burada, civar köylerin köylüleri hemen etrafımızı sardılar. Büyük bir nezaketle ve güler yüzle bize hizmet ettiler. Süt ikram ettiler. Ve yeniden Rusya üzerine bitmez tükenmez sorular ve Türk köy hayatını anlatmalar. Alaca’dan başlayarak yolumuz çok zahmetliydi ve hep yokuş idi. Akşama doğru Yozgat şehrine geldik. Bütün elçilik memurlarımızı lise binasına yerleştirdiler. Öğle yemeği, konuşmalar… Özellikle okul müdürü Ali Fuat Bey’le tarih öğretmeni çok ateşli birer konuşma yaptılar. Onlar, Türkiye ile Rusya arasındaki dostluğun büyük öneminden söz ettiler. Vali Hilmi Bey bizi, Türk halkı adına selamladı. Sabahleyin okul öğrencileri, kız ve oğlan çocukları toplandılar. Şiirler ve Mustafa Kemal üzerine yazılmış şarkılar okudular. Ailemle bana ayrı bir yer gösterdiler. Evin hanımı temiz bir Rusça ile konuşmaya başlayınca çok şaşırdık. Hanımın çocukları da -biri kız, öteki oğlan ç

Kuran Meali - Mehmet Akif ve Elmalılı Hamdi Yazır

Resim
  KURAN MEALİ  VE ELMALILI HAMDİ YAZIR'LA KURAN MEALİ İÇİN YAPILAN SÖZLEŞME Laik nitelikli devrimlerin ağırlık kazandığı 1925 yılında bile dönemin tek parti hükümetinin ve Atatürk'ün -iddiaların akisene- bu Kuran tercümesine ne kadar çok önem verdiklerinin en açık kanıtı Araştırmacı yazar Übeydullah Kısacık'ın ulaşıp "Bir İstiklâl Aşığı Mehmet Akif" adlı kitabında yayınladığı 10 Ekim 1925 tarihli orijinal belgeyle kanıtlanmıştır. Belge, Beyoğlu 4. Noteri'nde yapılan bir sözleşmedir. Sözleşmede Mehmet Akif ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın yanı sıra Diyanet İşleri Riyaseti adına Aksekili Ahmed Hamdi Efendi'nin imzaları vardır. Yani Diyanet İşleri Başkanlığı TBMM onayı ve Atatürk'ün isteği ile Mehmet Akif ve Elmalılı Hamdi Yazır ile bir Kuran tesfir ve tercüme sözleşmesi yapmıştır. Sözleşmeye göre Diyanet İşleri Başkanlığı'nca, Mehmet Akif ve Elmalılı Hamdi Yazır'a biner lirası peşin olmak üzere 6 bin lira ödeme yapılması taahhüt edilmiştir. Sözleşm

Halit Paşa - Deli Halit

Resim
  "Halit Paşa, Milli Mücadelenin ünlü tümen komutanlarındandı. Adını işitmiş, hakkında anlatılan birçok öyküyü tüylerimiz ürpererek dinlemiştik. Öfkelendiği zaman küçük rütbeli subayları, hatta erleri kendi tabancasıyla öldürürmüş. Birinci Dünya Savaşında Kafkasya'da böylece çok subay vurduğu söyleniyordu. Hatta o tarihte yedek subaylık yapmış olanlardan birisi, yiğit ve cesur teğmenlerden birinin, Halit Paşa silahına davranırken daha önce silah çekip, 'Paşam, bırak o silahı, ben de vatan evladıyım' deyince, buna karşı, paşanın 'Ben seni vurmayacaktım, denedim, aferin, cesur bir gençmişsin. Haydi git' dedikten sonra o subay geri dönüp giderken arkasından vurduğunu anlatmıştı da çok üzülmüştük. Bu öykü, belki doğru, belki yanlıştı. Ama, Halit Paşa'ya 'Deli Halit' denildiği, savaş sırasında en ön hatlarda erler ve kendisini izleyen subaylarla birlikte savaştığı, birçok yara aldığı, gösterdiği yararlıklar nedeniyle rütbesinin yükseltildiği bir gerçekt

Nasrettin Hoca ve Mevlana Savaşı

Resim
Bizim Nasrettin Hocanın Mevlana tarafından öldürtülmesine çok şaşırdım Olaylara tek yanlı bakmak, bazen yanıltıcı olabildiği gibi, bazen de önemli detayların gölgede kalmasını ve yaşanan olayların daha iyi anlaşılmasını engelleyebiliyor. Nasreddin Hoca gerçeği de böyle bir şey. Hace Nasreddin, şimdiye dek tanıtıldığı gibi sadece bir fıkra kahramanı değil, Anadolu'daki Moğol işgaline karşı rafine bir politika uygulayarak onların kovulmasının teorisini kuran, Anadolu'daki yerleşik Türk ekonomisini ve Türk mantalitesinin temellerini atan en önemli kişilerden biridir. Bizlerin, Nasreddin Hoca diye bildiğimiz kişi, Ahi Teşkilatının kurucusu ‘’Ahi Evren Hace Nasirü’d-din Mahmud’’ dir. Ahi Teşkilatının baş mimarı olan, Ahi Evren Hace Nasirü’d-din Mahmud’un, Türk kültürünün ünlü mizah ustası, halk filozofu Nasreddin Hoca olduğu birçok bilimsel yayında belirtilmiştir. Bunun bilinmemesi, özellikle incelemeyi gerektirecek önemde... Neden bilinmez?!.. Anadolu'daki Türk ruhunu yok etmek

DOROTHY EADY VE OMM SETY'NİN REENKARNASYONU

Resim
Bir İngiliz Kadında Mısırlı Bir Rahibenin Reenkarnasyonu   Reenkarnasyon olgusu büyüleyici bir konudur. Reenkarnasyonun savunucuları, Dorothy Louise Eady'nin hikayesini, reenkarnasyonun doğum ve ölüm kadar yaşamın bir parçası olduğuna dair en önemli örnek olarak sunarlar.   Dorothy Eady'nin (Omm Sety) hikayesi ilginçtir. Ocak 1904'te İngiltere'nin Londra yakınlarında İrlandalı bir ebeveynin kızı olarak   doğdu. Üç yaşına kadar hayatını normal bir çocuğunki gibi yaşadı. Fakat talihsiz bir şekilde merdivenden düştü. Aile doktorları öldüğünü şöyledi. Bir saat sonra bir mucize yaşandı. Doktor cesedi cenaze evine götürmek için döndüğünde, küçük Dorothy'yi yatakta oturmuş oynarken buldu. Ancak Dorothy, ailesinin de farkına varacağı gibi artık o merdivenlerden düşen kız değildi. Dorothy kısa süre sonra rüyalarında büyük sütunlarla, devasa heykellerle dolu bir binada olduğunu görmeye başladı. Rüyaları hakkında hiç durmadan ailesiyle konuşmaya başladı. Sürekli ağlıyor   ve ı