Kayıtlar

1 Mayıs Pankartının Hikayesi

Resim
1 Mayıs şenliği denilin­ce gözünüzün önüne hangi görsel geliyor .. Hiç kuşkusuz afiş şu­dur: Üzerinde “1 Mayıs” yazan dünya küresini iki eliyle tutan afiş! Hiç kuşkusuz pankart resim şudur .. Taksim'deki Atatürk Kültür Merkezi cephesine asılan; ar­kasında “1 Mayıs” yazılı, 12 metre yüksekliğinde 35 metre genişliğinde, zincirli ellerini iki yana açan, tulum giymiş bir işçi resmi! İlk kez 1 Mayıs 1976'da görülen bu iki görsel –Tak­sim'de ısrar gibi- 1 Mayıs'ın sembolü haline geldi. (1976 yılının diğer özelliği; 50 yıl sonra kutlanmasına izin verilen ilk bayramdı! Öncü­sü, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu/ DİSK idi.) DİSK'e bağlı Maden İşçileri Sendikası'nın 1 Mayıs gör­selleri için aradığı kişi, res­sam-heykeltraş Orhan Taylan oldu. Gece yarısı telefon ettiler, “sa­baha istiyoruz” dediler. Orhan Taylan afişi bir saatte çizdi. Dünyayı per­gelle çizdi; elleri kara kalem­le. O yüzden çizim tekniği açısından hafif uyumsuzluk olmuştu. Pek içine sinmese de eksiğ

27 Mayıs Darbesinin Bilinmeyen Yüzü

Resim
3. Ordu Komutanı Orgeneral  Ragıp Gümüşpala 27 Mayıs 1960 tarihinde albay ve daha alt kademedeki subaylarca gerçekleştirilen darbe sonrasında 3. Ordu Komutanı Orgeneral Ragıp Gümüşpala'nın Millî Birlik Komitesi'ne (MBK) liderlerinin kim olduğunu sorması ve eğer başlarında kendisinden daha kıdemli bir asker olmadığı takdirde 3. Ordu ile birlikte Erzurum'dan Ankara'ya yürüyüp isyana son vereceğini bildirmesi üzerine, ihtilalciler zorunlu izindeki Orgeneral Cemal Gürsel'i askeri uçakla İzmir'den Ankara'ya getirdiler.  Gürsel, MBK'nın daveti ile başkanlık görevini üstlendi ve ihtilal lideri olarak kabul edildi. Kendisiyle yapılan 16 Temmuz 1960 tarihli bir gazete (Cumhuriyet) görüşmesinde ise, ‘Şebeke zaten hazırdı. Ben şahsen ordunun siyasete katılmasını istemiyor ve genç arkadaşlarımın (ihtilal) girişimlerine engel oluyordum.  İşler öyle bir seviyeye geldi ki, ordunun siyasete karışmasına karşı olmama rağmen, onları görevlerinde serbest bıraktım. Şimdi büt

Atatürk'ün Gerçek Doğum Günü

Resim
 Atatürk'ün Doğum Günü "BEN OĞLUM MUSTAFA’YI ‘ERBAİN SOĞUKLARI' DEVAM EDERKEN DOĞURDUM ." 4 OCAK 1881 - Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Doğum Günü * Peki Atatürk’ün gerçek doğum tarihi gün ay ve yıl olarak ne olabilir? Bize göre Yıl olarak Rumi: 1296 tarihi kesindir. Atatürk’ün sağlığında soyadının kabulünden (24 Kasım 1934) sonra düzenlenen nüfus cüzdanında doğum yılı olarak Miladi: 1881 tarihi tespit edilmiş bulunmaktadır. Rumi 1296 yılının sadece 20 Kanunuevvel ile 28 Şubat tarihleri arasındaki günleri, Miladi 1881 yılının 01 Ocak ile 12 Mart tarihleri arasına tekabül ettiğine göre; (221) Mustafa Kemal bu tarihler arasındaki her hangi bir günde doğmuş olmalıdır. Bu gün hangisi olabilir? Şüphesiz bu tarihin tespitinde en sağlam anlatımları ve resmi belgelere göre tespit edilebilen yukarıdaki tarihler arasındaki günleri işaret edenleri ele almak gerekir. Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım 1922 yılında Enver Behnan Şapolyo’ya bu konuda şunları anlatmıştır: “O zamanki

Yakup Cemil - İki bin Mahkumla Beraber Savaştı

Resim
Teşkilatı Mahsusa kurulduğunda, Kuşçubaşı Eşref'in ilk istediği adamlardan birisiydi Yakup Cemil. Kuşçubaşı, Yakup Cemil'e görevini söyleyince bir izin istedi Kuşçubaşı'ndan. Kendi askerlerini seçme izni. Ve Ardından Sinop Cezaevinde yatan 2000 azılı mahkumun kendisine verilmesini istedi. Sinop Cezaevi. Üç kıtada varlık gösteren imparatorluğun en azılı mahkumlarının toplandığı cezaeviydi. Değil gardiyanlar, Jandarmalar bile mahkumların arasına girmezdi. Yakup Cemil cebinde yetkisi cezaevinin kapısına dayandı. Birbirinden korkunç suçlu katillerden oluşan 2000 mahkumun kaldığı kısıma geldiğinde. Kendi fedaileri ve jandarmalara gidebilirsiniz dedi. Cezaevi müdürünün yalvarmalarına aldırmadan 2000 caninin arasına tek başına girdi. 2000 çift göz kısım avlusuna giren bu adama bakıyordu avluda bir sandalyenin üstüne çıktı ve "siz hayatı beş para etmeyen adamlarsınız. Namımı duyanlarınız duymayanlara anlatsın sizi almaya geldim. Ya benim emrimde ben isteyince ölür, ben isteyin

Atatürk futa da kürek çekiyor

Resim
Hiç unutmam;  Sene 1935 ve tarih de 29 Haziran'dı.  Galatasaray Lisesi'nde son sınıf talebesiydim.  Rahmetli Müdür Muavini Muslih Peykoğlu akşam çıkışta beni bekliyordu.  “Yürü haydi gidiyoruz” dedi. “Nereye” diye sordum. Cevap vermedi. Doğru Bebek'e gittik. Galatasaray Kulübü Denizcilik Lokali Bebek'teydi o zamanlar. Hoca, tek çifte futayı denize indirmemi istedi. Futayı denize indirdim. Ancak ondan sonradır ki bana şu hususu açıkladı:  “Gazi, Florya’da bizi bekliyor; kürek çekecek”, dedi.  İşte o anda büyük bir heyecanın tüm benliğimi kapladığını hissettim.  Adeta tir tir titriyordum. Bir motor bizi aldı, Florya’ya götürdü. Köşkün önünde futayı motordan denize indirdik.  Biraz sonra Atatürk köşkün iskelesinde göründü. Ayağında lastik pabuçlar, elinde sigarası, üstünde de slip bir yün mayo vardı. Gazi’yi ilk defa yakından görüyordum.  Ne büyük insandı. Futa'ya bindi. Elli metre kadar kürek çektikten sonra yoruldu.  Bana dönerek: –   “Senin çok acayip bir sandalın v

Şiir kitabı üstelik adı Sınıf

Resim
  KIRMIZIYDI, ÜSTELİK ADI SINIF'TI Küçük bir mahkeme salonunda savcı iddianameyi okumaya başladı.. “Sayın hakim, kitap kırmızı kapakla çıkmıştır ve adı Sınıf’tır. Bu nedenle TCK’nın 216. madde sine göre,(yani “halkın; din, dil, ırk, mezhep, sosyal sınıf veya bölge farklılığı açısından farklı özelliklere sahip bir kısmını, diğer bir kısmı aleyhine kin ve düşmanlığa “ittiği gerekçesiyle) suçludur. Gereğinin yapılmasını arz ederim. Adam şaşkınlıkla etrafına baktı. Her şey ona şaka gibi geliyordu. Bir şiir kitabı için miydi tüm bunlar? Bu mahkeme, bu savcı, yanında kendisini savunmak için duran avukat, hakimin önündeki yazman.. Öğretmendi adam, yıllarını okuldaki öğrencilerine vermişti.”Çocuklarım” diyordu onlara. Kitabında da çocuklarını anlatmıştı zaten. O halde neydi suç olan? Neden buradaydı? Savcı devam ediyordu.“ama kitap kırmızı, üstelik adı da Sınıf.” Şiirlerinden kesik kesik mısralar geldi adamın aklına… “yoklama defterinden öğrenmedim sizi, benim haylaz çocuklarım! Sınıfın e

Kemani Tatyos Efendi

Resim
Hikayenin kahramanı Kemani Tatyos Efendidir.  1858 yılında İstanbul’da doğmuş Türk musikisine bestekar, güftekar olarak 50 ye yakın eser bırakmış, ömrü yokluk içinde geçen öldüğünde kilise defterine ‘Tatyos, 1913 Çalgıcı’ olarak kaydı yapılan bir keman virtüözü… Tatyos pek konuşkan biri değilmiş. Onun ne düşündüğünü neler hissettiğini okuyabilen anlayabilen birkaç arkadaşı, dostu varmış. Koltuğunun altında kemanı, tütünden sararmış bıyıkları, çökmüş avurtları, uykusuzluk ve aşırı içkiden kan çanakına dönmüş göz çukurları ile hayatın yükünü omuzlarında taşıyan, çocukluğundan beri dilini gönlüne hapseden ruhuyla ancak kemanıyla anlatacaklarını anlatan, önceleri düğünlerden kıt kanaat geçimini temin eden daha sonra Galata’daki Pirinççi gazinosundaki hayatı ve yaptığı besteler, semailer, peşrevlerle tanınmış ve İstanbul’un dört bir yanında düzenlenen fasıl heyetlerinde Tatyos Efendinin eserleri çalınır olmuş. Tatyos Efendinin en yakın iki dostu yazar, gazeteci, besteci Ahmet Rasim Bey