Kayıtlar

İZMİR'DE İLK KURŞUNU KİM ATTI

Resim
  İZMİR'DE İLK KURŞUNU KİM ATTI? Yunanlıların İzmir’e çıktığı gün 15 Mayıs 1919’dur. İttihatçıların birkaç senedir Anadolu Rumlarına karşı yürüttüğü baskı, sürgün ve zulüm politikasını vesile eden Yunanlılar, geride kalanların hayatını emniyet altına almak gerekçesiyle ve İngiltere, Fransa ve Amerika’nın desteğiyle Batı Anadolu’yu işgale girişti. Yunan gemileri sabah erken limana yanaştı. Birlikler peş peşe karaya çıktı. Efzon askerleri tüfek namluları çiçekle süslü halde Konak Meydanı’na doğru ilerlemeye başladılar. Bir yandan bando çalıyordu. Rumlardan tezahürat yapanlar da vardı. Olup biteni seyreden Türklerin kalbi kan ağlıyordu. Tam o sırada civardaki bir binadan atılan silah sesi kargaşayı paniğe çevirmeye yetti. Bayraktar Teğmen Yannis vuruldu. İşgalciler makineliyle karşılık verdi. Çıkan arbedede çoğu Türk yüzlerce kişi öldü. İzmir'de ilk kurşun abidesi GAZETECİ DAYANIŞMASI İlk kurşunu atan senelerce bilinmedi. 1960’lı yıllarda gazeteci Ahmed Emin Yalman ilk kurşunu gaz

23 Nisan İlk meclis..

Resim
  23 nisan İlk meclis.. İstanbul'un 16 Mart'ta işgali üzerine, Heyeti Temsiliye Reisi Mustafa Kemal Paşa, 19 Mart 1920'de yayınladığı genelgeyle ''Ankara'da, olağanüstü yetkili bir meclis''in toplanacağını duyurur. Genelgede, ''ulusun bağımsızlığını ve devletin kurtarılmasını sağlayacak önlemleri düşünüp uygulamak üzere ulusça olağanüstü yetki verilecek bir meclisin Ankara'da toplantıya çağrılması ve dağıtılmış olan mebuslardan Ankara'ya gelebileceklerin de bu meclise katılmaları'' istenir. Bu amaçla yapılacak seçimle belirlenen milletvekilleri ile dağıtılan Osmanlı Mebusan Meclisi'nden kaçarak Ankara'ya gelebilenler, ilk Meclis'te yer alabileceklerdi.     Mustafa Kemal; 22 Nisan 1920'de Büyük Millet Meclisi'nin açılışını duyurduğu genelgesinde ise bundan böyle ''bütün sivil ve askeri makamların ve bütün ulusun emir alacağı en yüksek kat''ın bu Meclis olacağını kaydeder.      MECLİS'İN ADI 

MUSTAFA HESABI ÖDEMEDEN NEREYE GİDİYORSUN ?

Resim
MUSTAFA HESABI ÖDEMEDEN NEREYE GİDİYORSUN ? Ankara’da havanın kapalı olduğu sıkıntılı bir kasım akşamı, Avrupa üzerinde savaş rüzgârları esmekte,   genç Cumhuriyet kalkınma, büyüme ve gelişme çabaları içinde hedefe doğru ilerlemektedir.   Mustafa Kemal hem mahalle hem de okuldan arkadaşı Nuri Conker ile Çankaya’da konuşmaktadır.   Nuri Conker, ölene kadar Atatürk’ün kadim dostu kalmış, albaylıktan emekli ve paşalık dahil hiçbir mevkii   kabul etmemiş gerçek sırdaş ve dosttur. Mustafa Kemal, hasta olduğunu ve artık sonunun geldiğini de sanki hissetmektedir.   Kadim dost Nuri Conker, arkadaşının devlet meseleleri, kişisel sıkıntılar ve hastalığı ile bocaladığını sezer.   Biraz konuları dağıtmak ve havayı değiştirmek ister. Konuşma İstanbul’a ve gençliklerine kadar gelir.   İstanbul özleminden ve arada sırada uğradıkları Tünel’deki Apostol’un yerinden bahsederler.   Gençliklerinde Harbiye ve sonra Akademi’deki günleri anarlar. Sık sık Tünel’e gidip kafa çektikleri,   hatta paraları olmadı

Nazım Hikmet - Orhan Kemal (Mehmet Raşit Öğütçü)

Resim
  Bursa cezaevinde kalıyorlardı... Bir öğle vakti Orhan Kemal ve iki arkadaşı Nazım’ı yemeğe davet ettiler... Yemek maltızda ( Demir ayaklı küçük soba ) pişirilmiş sucuklu yumurtaydı... Yemeği yediler karınlarını doyurdular... Nazım sordu; -”Siz bu yumurtaları ve sucuğu nereden alıyorsunuz?..” -”Hapishanenin bakkalından...” -”Kaç para veriyorsunuz ben de masrafa katılacağım... Bundan sonra size ortak olacağım... Borcumu aybaşında ödeyeceğim...” Orhan ve arkadaşları Nazım’ın bu sıcak girişiminden çok mutlu oldular... Nazım yine sordu; -”Siz nerede kalıyorsunuz?..” -”Aynı koğuşta...” -”Bana ayrı yer ayırmışlar... Yalnızlığı hiç sevmem... İdareden izin alıp ben de sizin koğuşunuza geçeceğim...” Türk şiirinin efsane ismi Nazım Hikmet’le, Türk öykü ve romanının usta ismi Orhan Kemal arasındaki dostluk böyle başladı... Orhan Kemal o yıllarda kendini “şair” sayıyor ve devrimci şiirler yazıyordu... Hapishane arkadaşları günün birinde Nazım’a Orhan’ın şiirlerinden söz ettiler... Nazım; -”Okuyun

Nesimi Çimen

Resim
Anadolu'nun bağrından kopar kahramanımız , yolu Paris'e düşer . Bi başına. Karnı aç. Elleri cebinde dolaşırken, bakar ki, sokak çalgıcıları var,   müzik yapıyorlar, para topluyorlar. Çöker bi köşeye, başlar cura'sını (saz ın küçüğü ) tıngırdatmaya,   yanık yanık söylemeye başlar: "Aç kulaklarını dinle sözümü, yalan söz gerçeğe tuzak değil, insan hakkını hak bilen kişi, özünde nur doğar yalan ateşi, kamili taşlamak cahilin işi, cahilden kötülük hiç uzak değil..." * Tesadüfen ordan geçerken, durup, dinleyenler arasında Abidin Dino da vardır. Çağdaş Türk resminin öncülerinden, ressam, karikatürist, yazar, yönetmen... Entelektüel çevrede büyüyen, Robert Kolej mezunu, bizzat Mustafa Kemal tarafından resim ve sinema eğitimi için Rusya'ya gönderilen... ABD'de Fransa'da sergiler açan, Fransa Plastik Sanatlar Birliği Onursal Başkanı olan, Fransa Kültür Bakanlığı'ndan Altın Şövalye Nişanı alan,  New York Dünya Sanat Sergisi Danışmanlığı yapan... Siyasi görüş

Putin’in Hikayesi

Resim
Dünyanın kaderini belkide bir çift ayakkabı değiştirdi.  İkinci Dünya Savaşı’ydı. Savaş bölgesinden memleketi olan Leningrad (St. Petersburg) izne gelmiş bir asker, evinin bulunduğu caddeye doğru giderken Alman bombardımanı sonucu ölenleri taşıyan bir kamyonla karşılaştı. Ölüler “toplu gömülmek” üzere mezarlığa götürülüyordu. Cesetlerin arasında askerin dikkatini çeken bir şey vardı; bir ayakkabı… Eşine aldığı ayakkabıya benziyordu.   Eve gidip gitmeme konusunda tereddüt geçirdikten sonra, görevliye, “ayakkabıyı giyen ölüyü görmek istediğini” söyledi. Görevli izin verdi. Asker kamyona çıktı, cesede baktı… Karısıydı… Görevliye “cesedin kendi karısı olduğunu onu alıp kendisinin gömmek istediğini” söyledi.   Görevlinin yardımıyla ceset indirildi.   Asker karısının zor da olsa nefes aldığını gördü ve onu alıp hastaneye götürdü… Yapılan müdahaleler sonucu kadın kurtarıldı, iyileşti ve normal hayata döndü… İşte o kadın hamile kaldı ve 7 Ekim 1952’de Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Vladimiroviç

Atatürk - SINAV

Resim
SINAV Yıl 1933, günlerden 28 Haziran, yer ise "Ankara Atatürk Lisesi"... Tüm öğrenciler, okula gelecek heyet için hazırlanmış ve sabırsızlanmaktadır. Kapıya siyah bir Lincoln yanaşır. İçinden Salih Bozok, Reşit Galip ve Mustafa Kemal Atatürk iner. Öğrenciler coşkuyla alkışlamaya başlar, Atatürk ise gençleri selamlayarak okula girer. O gün okulun bitirme sınavları yapılacaktır. Son sınıf öğrencileri tek tek sınıfa alınır ve heyet karşısında sınava tabi tutulur. Atatürk de sınav komisyonunda yer almak ister ve oturur. Sınava ilk giren öğrenci olan "Orhan" ve "Oktay" heyetin ve Atatürk'ün sorularını yanıtlayıp mezun olmaya hak kazanırlar. Hemen sonra "Aydın" isminde bir öğrenci gelir ve 1 saat kadar içeride kalır. Dışarıdaki öğrenciler Aydın'ın bu kadar uzun süre içeride kalmasına anlam veremezler. Tarih, Coğrafya, Yurt Bilgisi, o kadar çok soru sorulur ki Aydın'a, onu bizzat Atatürk imtihan etmiştir. Sonunda yanındaki Reşit Galip'e

Sarı Çizmeli Mehmet Ağa

Resim
Barış Manço’nun 1979 Yılında meşhur ettiği, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa şarkısı bir efsane değil bir gerçekmiş.   Araştırdımki hikayesi aynen şöyle; Mehmet Ağa Aslen Karamanlı bir Toprak ağasıyken, Osmanlı Dönemi yetkilileri Mehmet ağayı çağırarak Kıbrıs Girnede büyük bir arsa vermişler.  Karamandaki Bahçelerin gibi Ek, biç, Halka iş ver bizde sana toprak bağışlayalım.   Hayvancılık ve Tarımı geliştir derler... 1810-1920 tarihleri arasında yaşamış Karamandan Kıbrıs’a 5 kardeşinide alıp gelmişler. Yörük Türkmendir...   Kıbrıstaki Köyünün adının Göçeri olması, Yörüklerin konar göçer hayatından gelmektedir. Yörükler köyü de derlermiş Göçeri köyüne... Sarı Çizmeli Mehmet ağa, Devlete söz verdiği gibi Tarımda ve Hayvancılıkta Binlerce kişi çalıştırır, İş verir büyük bir aile olurlar...   3 bin dönüm toprağı varmış.  Kavgalıları barıştırır, bekarları evlendirir, eşyalarını hediye eder, ev verir, en az da bir dönüm toprak bağışlarmış. Fakir fukara bir kahvehaneye, ya da lokantaya gittiğinde para